Bakırköy Renkli Ultrason Görüntüleme Merkezi İletişim 09:00 - 18:00:: 0 (212) 466 33 02 - 0 (212) 466 33 03 -  0(553) 889 3303 - Dr. Ersen Alp ÖZBALCI Randevu için 7/24: 0850 433 4261

Yasal Uyarı! Sitemizde yer alan yazılar ve bilgiler eğitim amaçlı olup herhangi bir şekilde tıbbı önerme amaçlı değildir. Devamını oku

SAĞLIK BAKANLIĞI TALİMATLARI GEREĞİ COVİD19 ŞÜPHELİ OLGULAR KABUL EDİLMEMEKTEDİR.

Bir tık ile arayın
0 (212) 466 33 02 0 (212) 466 33 03 0 (553) 889 33 03
 WhatsApp

RENKLİ ULTRASON
BİYOPSİ İŞLEMLERİ
EMAR 
TOMOGRAFİ
MAMOGRAFİ

Bakırköy İstanbul

Randevu için

Doktor ismine tıklayın Dr. Ersen Alp ÖZBALCI
Dr. Ayşe Ahsen BAKAN

Meme Kanseri Risk Faktörleri

Kanser gibi bir hastalığa yakalanma şansınızı değiştiren herhangi bir şey risk faktörü olarak adlandırılır. Değişik kanserlerin değişik risk faktörleri vardır. Örneğin, cildin kuvvetli güneş ışığına maruz kalması cilt kanseri için, sigara içimi akciğer, ağız, larinks (ses tellerinin olduğu bölge), mesane, böbrek ve diğer birçok organ kanseri için risk faktörüdür.

Ancak risk faktörleri bize her şeyi açıklamamaktadır. Bir veya birden çok risk faktörüne sahip olmak bu hastalığa yakalanacaksınız anlamına gelmez. Bir veya birden çok meme kanseri risk faktörü taşıyan kadınların çoğunda meme kanseri gelişmeyeceği gibi meme kanserli birçok kadında da hiçbir risk faktörü ( kadın ve yaşlı olmak dışında) bulunmamaktadır. Risk faktörlerine sahip bir kadında meme kanseri varken bu kanserin bu faktörlerle ne kadar ilgili olduğunu tahmin etmek de mümkün değildir.

Kişinin yaşı ya da ırkı gibi bazı risk faktörleri değiştirilemez. Bazıları çevremizde ki kansere neden olan çevresel faktörlerdir. Bazıları sigara içmek, yenilen ve içilen besinlerle gibi kişisel farklılıklarla ilişkilidir. Bazı faktörler diğerlerinden daha güçlü olabilir ve meme kanserine yakalanma riskiniz yaşlanma ve yaşam stilinize bağlı olarak zaman içerisinde değişebilir.

Değiştiremeyeceğiniz risk faktörleri

Cinsiyet

Basitçe, kadın olmak meme kanseri için en büyük risk faktörüdür. Erkeklerde de meme kanseri gelişebilirse de kadınlarda bu 100 kat daha fazladır. Bu çok büyük nedenle erkeklerde hem daha az meme dokusu bulunması hem de meme kanser hücrelerinin büyümesini arttıran kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun daha az olması nedeniyledir.

Yaşlanma

Yaşlandıkça meme kanseri riskiniz de artmaktadır. İnvaziv meme kanserlerinin yaklaşık 1/8 i 45 yaştan küçük kadınlarda görülürken yaklaşık 2/3 ü 55 yaş ve üstünde görülmektedir.

Genetik risk faktörleri

Meme kanserlerinin %5-10 u herediterdir. Mutasyon adı verilen gen kusurları sonucu oluşmuşlardır ve bu gen kusurları aileden kalıtım yoluyla gelmiştir. Genler ve DNA’ nın meme kanseri riskini nasıl etkilediği hakkında daha detaylı bilgi için ‘’Meme kanseri nedenlerini biliyor muyuz?’’ başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.

  • BRCA1 ve BRCA2

Kalıtımsal meme kanserinin en sık nedeni BRCA1 ve BRCA2 genlerinde ki kalıtsal mutasyonlardır. Normal hücrelerde bu genler, hücrelerin anormal büyümesini engelleyen proteinler üreterek kanser oluşmasına engel olurlar. Aildenizden bu genlerden herhang birine ait mutasyon içeren bi gen aldıysanız ömrünüz boyunca meme kanseri için yüksek risk altındasınız demektir.

BRCA1 mutasyonuna sahip bazı ailelerde yaşamboyu risk %80 olsa da ortalama risk %55-60 civarındadır. BRCA2 için ise risk %45 civarındadır.

Bu mutasyonlarla ilişkili olan kanserler, ilişkisiz meme klanserlerine göre daha genç yaşta ve daha sıklıkla her iki memede birden görülürler. Bu kalıtsal mutasyonlara sahip kadınlar özellikle yumurtalık(over) kanseri  olmak üzere diğer bazı kanserler için de artmış risk taşımaktadırlar.

Amerika Birleşik Devletlerinde bu mutasyonlar en sık yahudi kökenlilerde görülmekle birlikte tüm ırklarda görülmektedir.

Diğer genlerde ki değişiklikler:

Diğer genlerde olan mutasyonlarda kalıtsal meme kanserine neden olabilmektedir. Bu mutasyonlar daha enderdir ve BRCA kadar kanser riskini çok arttırmamaktadır. Kalıtsal meme kanserinin sık etkenleri değillerdir.

  • ATM: ATM geni normalde hasarlı DNA nın onraılmasına yardım edder. Bu genin 2 anormal kopyasının kalıtım yoluyla geçmesi (hem anneden hem babadan gelmesi) Ataxia-telangiectasia hastalığına neden olur. Tek bir anormal kopyanın gelmesi (anne ya da babadan) ise bazı ailelerde yüksek oranda meme kanseri görülmesiyle ilişkilendirilmiştir.
  • TP53: TP53 geni p53 adı verilen proteinin yapımı için gerekli olan talimatları içerir. Bu protein anormal hücrelerin büyümesini durdurmada yardımcıdır. Bu gende oluşmuş mutasyonun kalıtsal yol ile geçmesiyle Li-Fraumeni sendromuna yol açar( İlk keşfeden iki araştırmacının isimleri). Bu sendromda meme kanseriyle birlikte, lösemi, beyin tümörü ve sarkomların( kemik ya da yumuşak dokunun kanseri) riski de artmaktadır. Bu gen mutasyonu meme kanserinin ender bir nedenidir.
  • CHEK2: Li-Fraumeni sendromu CHEK2 genindeki kalıtsal mutasyon sonucu da meydana gelebilmektedir. Bu sendroma yol açmadan da meme kanseri riskini iki kat arttırabilmektedir.
  • PTEN: Normalde hücre büyümesini düzenleyen bir gendir. Bu genin kalıtsal mutasyonu Cowden sendromuna yol açar. Bu sendromda memede iyi huylu veya kötü huylu kitler görülme olasığının yanında, sindirim sistemi, tiroid, rahim(uterus) ve yumurtalıklarda da kitle gelişmesi ihtimali artmaktadır. Bu gendeki mutasyon meme kanseri ile ilişkisi olmayan Bannayan-Riley-Ruvalcana sendromuna da yol açabilmektedir.
  • CDH1: Bu gen mutasyonu ailesel diffüz mide kanseri denilen, erken yaşta ender bir mide kanseri gelişmesine neden olan bir sendroma yol açmaktadır. Bu mutasyona sahip kadınlarda invaziz lobuler kanser riski de artmıştır.
  • STK11: Bu gendeki defekt Peuts-Jeghers sendromuna yol açmaktadır. Bu sendromda, dudak ve ağızda renkli noktalar, sindirim ve boşaltım sisteminde polipler ile meme kanseri de dahil bir çok kansr türü için artmış risk söz konusudur.

Genetik Testler

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları (ya da diğer gen mutasyonları için de) genetik testler yapılabilir. Bazı duurmlarda bu testler faydalı olsa da kar zarar hesabını iyi düşünmek gerekir. Daha çok bilgi için ‘ Meme kanserinden korunmak mümkün mü?’ isimli makaleyi okuyabilirsiniz.

Meme kanserinde aile öyküsü

Kan bağı olan akrabalarında meme kanseri olan kadınlarda meme kanseri riski daha yüksektir.

Birinci derece akrabalarda(anne, kız, kız kardeş) meme kanseri olması riski ikiye katlamaktadır. İki tane birinci derece akrabada olması ise riski yaklaşık 3 kat arttırır.

Babada ya da erkek kardeşte meme kanseri olması, tam olarak hesaplanmış olmasa da riski arttırmaktadır. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde meme kanserli kadınların %15 den azının ailelerinde meme kanserli bir başka kişi daha vardır. Bu meme kanserli hastaların yaklaşık %85 in de aile öyküsü bulunmamaktadır.

Meme kanseriyle ilgili kişisel öykü

Bir memesinde meme kanseri olan bir kadın diğer memesinde ya da aynı memede başka yerde yeni bir meme kanseri için 3-4 kat artmış risk taşımaktadır. Bu eski kanserin tekrar etmesi durumu değildir.

Irk ve Etnik köken

Beyaz ırk siyah ırka göre daha yüksek risk taşıyorsa da siyah ırkta mem kanserinden ölüm oranı daha yüksektir. 45 yaş altında siyah ırkta meme kanseri daha çoktur. Asyalı, Hispanik ve kızılderi kökenlilerde meme kanseri gelişmesi ve meme kanserinden ölüm düşük orandadır.

Yoğun meme dokusu (Dens meme)

Memeler yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler (süt üreten bez) dokudan oluşur. Yoğun meme dokusu var (mamografiden sonra söylenir) demek yağ dokusu az fibröz ve glandüler doku çok demektir. Yoğun memeye sahip kadınlar daha az yoğun kadınlara oranla yüksek meme kanseri riskine sahiptirler. Ne yazık ki yoğun memelerde mamografinin etkinliği de azalmaktadır.

Yaş, menopozal durum, bazı ilaçların kullanımı(menopozal hormon tedavisi gibi), gebelik ve genetik yapı  gibi birçok faktör meme yoğunluğunu etkilemektedir.

Benign(iyi huylu) meme hastalıkları

Benign meme hastalığı tanısı almış kadınlar meme kanseri için artmış risk taşıyor olabilirler. Bu durumların bazıları diğerlerine göre meme kanseriyle daha fazla ilişkilidir. İyi huylu meme hastalıkları doktorlar tarafından riski nasıl etkilediklerine göre 3 genel gruba ayrılır. Mastit (meme enfeksiyonu) bir lezyon değildir. Meme kanseri riskini arttırmaz.

  • Non-proliferatif lezyonlar: Bu durumlar meme dokusunun fazla büyümesiyle ilişkili değildirler. Meme kanseri riskini arttırmıyor görünürler.
    • Fibrozis ve/veya basit kistler(Fibrokistik hastalık ya da değişiklikler olarak adlandırılırdı)
    • Hafif hiperplazi
    • Adenozis (non-sklerozan)
    • Duktal ektazi
    • Phylloides tümörü(benign)
    • Tek papillom
    • Yağ nekrozu
    • Periduktal fibrozis
    • Squamoz ve apokrin metaplazi
    • Epitelyal kalsifikasyonlar
    • Diğer benign tümörler(Lipom, hamartom, hemanjiyom, nörofibrom, adenomyoepitelyoma)
  • Atipi göstermeyen proliferatif lezyonlar: Bu durumlar, kanallarda ya da lobullerde hücrelerde sayıca artış gösteren durumlardır. Meme kanseri riskini 1,5 -2 kat arttırıyor gözükmektedirler.
    • Duktal hiperplazi
    • Fibroadenom
    • Sklerozan adenozis
    • Papillomatozis
    • Radyal skar
  • Atipi gösteren proliferatif lezyonlar:Kanallarda ve lobullerde hücrelerde artış ve artık normal görülemeyen hücreler söz konusudur. Meme kanseri riskini 3.5-5 kat arttırmaktadırlar.
    • Atipik duktal hiperplazi
    • Atipik lobuler hiperplazi

Meme kanseri öyküsü var ise hiperplazi atipili olsun olmasın meme kanseri riskini arttırmaktadır.

Benign meme hastalıkları hakkında daha fazla bilgi için ‘kanser olmayan meme hastalıkları’ başlıklı makaleyi gözden geçirebilirsiniz.

Lobuler Karsinoma İn Situ (LCIS)

Kanser hücrelerine benzeyen hücreler memenin süt üreten bez dokularını içeren lobüllerde çoğlamya başlamıştır ancak lobülün duvarından dışarıya yayılım görülmemektedir. Lobüler karsinoma in situ (lobüler neoplazi olarak da adlandırılır) bazen duktal karsnoma in situ ile birlikte non-inavziv meme kanseri olarak adlandırılırsa da lobüler karsinoma in situ tredavi edilmezse invaziv kansere dönümüyor gibi görünmektedir.

Lobüler karsinoma in situ tanısı almış kadınlar 7-11 kat artmış meme kanseri riski taşımaktadırlar. Bu nedenle LCIS tanısı almış kadınların düzenli takibi çok önemlidir.

Menstrüel siklus (Adet düzeni)

12 yaştan önce adet görmeye başlamış ya da geç menopoza girmiş olan kadınlar daha fazla adet dönemi geçirdikleri için meme kanseri için hafif artmış risk taşımaktadırlar. Artmış riskin nedeni daha uzun süre östrojen ve progesterona maruz kalmış olmalarıyla ilgili gibi durmaktadır.

Önceden göğüs kafesine radyasyon tedavisi uygulanmış olması

Çocukken ya da ergenlik döneminde göğüs kafesine Hodgkin ya da Non-Hodgkin lenfoma nedeniyle radyasyon tedavisi almış olan kadınlar meme kanseri için belirgin risk artışı gösterirler. Hangi yaşta radyasyon tedavisi aldıklarına göre değişiklik göstermektedir. Eğer birlikte kemoterapi de verildiyse yumurtalıklardan hormon üretimin bir süreliğine kesmiş olacağı için riski bir miktar azaltabilmektedir. En yüksek risk ergenlik döneminde henüz meme gelişimi devam ederken alınan radyasyon tedavilerinden dolayıdır. 40 yaştan sonra göğse alınan radyasyon tedavisinin meme kanseri riskine bir etkisi yoktur.

Dietilstilbestrole maruz kalmak

1940-1960 yılları arasında bazı gebe kadınlara düşük tehdidini azalttığı düşüncesi ile dietilstilbestrol isimli ilaç verilmiştir. Bu kadınlar ve anneleri kendilerine gebe iken bu ilaca maruz kalmış kadınlarda meme kanseri riski hafif artış göstermektedir.

Yaşam stili ve meme kanseri riski

Çocuk sahibi olmak

30 yaş sonrası çocuk sahibi olan ya da hiç çocuğu olmayan kadınlarda meme kanseri riski hafifçe artmıştır. Çok çocuk sahibi olmak ve erken yaşta tam bir gebelik geçirmiş olmak meme kanseri riskini azaltmaktadır. Gebelik kadınların yaşam boyu gördüğü adet miktarını ve dolayısıyla maruz kaldıkları hormon miktarını etkilediği için riski azaltıyor görünmektedir.

Doğum kontrolü

 

  • Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol haplarının meme kanseri riskini hafifçe arttırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Doğum kontrol hapları bırakıldıktan sonra risk normale dönmektedir. 10 yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan bir kadında meme kanseri riski etkilenmemektedir. Doğum kontrol hapı kullanılacaksa diğer risk faktörleri de göz önünde bulundurularak karar verilmelidir.
  • Depo medroksiprogesteron asetat (DMPA; Depo-Provera, üç aylık korunma iğnesi): 3 ayda bir kullanılan progesteron iğnesidir. Doğum kontrolü amacıyla kullanılır. Hakkında çok az çalışma yapılabilmiştir. Ancak riski arttırıyor gibi görünmekte ise de 5 yıl ve daha uzun süredir kullanmayan kadınlarda risk artışı yapmamaktadır.

 

Menopoz sonrası hormon tedavisi

Uzun yıllardır menopoz semptomlarını(bulgularını-sıkıntılarını) azaltmak ve kemik erimesinden (osteoporoz)korunmak için östrojen (sıklıkla progesteron ile karışım şekilnde verilir)ile hormon tedavisi yapılmaktadır. Başlarda yapılan çalışmalarda hormon tedavisinin sağlığa başka faydaları olduğu söylenmiş olsa da daha yeni ve iyi düzenlenmiş çalışmalarda bu faydalar gösterilememiştir. Bu tedavinin bir çok adı vardır bunlar; post menopozal hormon tedavisi(PHT), hormon replasman tedavisi(HRT), menopozal hormon tedavisi(MHT) olarak sıralanabilir.

Hormon tedavisinin 2 ana tipi vardır. Hali hazırda uterusu(rahim) bulunan kadınlara sıklıkla kombine hormon tedavisi ya da HT olarak da bilinen östrojen ve progesteron karışımı tedaviler yapılır. Progesteron mutlaka verilir çünkü ötrojen tek başına rahim kanseri riskini arttırmaktadır. Hali hazırda uterusu(rahimi) olmayan kadınlara ise (yani ameliyatla rahim aldırmış, histerektomi olmuş)sadece östrojen içeren ilaçlar verilebilir. Bu tedavi de östrojen replasman tedavisi (ERT) ya da sadece östrojen tedavisi(ET) olarak bilinir.

  • Kombine hormon tedavisi:Menopoz sonrası kombine hormon tedavisi uygulanması meme kanseri riskini arttırmaktadır. Aynı zamanda meme kanserinden ölme riskini de arttırmaktadır. Sadece 2 yıllık kullnımla bile risk artışı görülmektedir. Kombine hormon tedavisinin kullanımı meme kanserinin daha ileri bir evrede yakalanma olasılığını da arttırmaktadır.

Meme kanseri riskinde ki artış halen kullanmakta olan ya da tedaviyi sonlandıralı 5 senden az olan kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Kombine hormon tedavisi sonlanalı 5 senden fazla oldu ise artık risk artışı söz konusu değildir.

Bioeşdeğer (bioidentical) terimi östrojen ve progesteron hormonlarının doğal formlarını tanımlamak için kullanılır. Bu doğal hormon formlarının riski arttırıp artırmadığına dair yeterli bilgi olmadığı için aynı risk artışı var kabul edilmelidir.

  • Östrojen tedavisi (ET): Sadece östrojen kullanılması meme kanseri riskini arttırmıyor olarak görülse de ameliyatla rahimlerini aldıran kadınlarda meme kanseri riskinin normal toplumdan daha düşük olduğu göz önünde bulundurulamalıdır. Ancak sadece östrojen tedavisi olan kadınlarda inme(felç) ve benzeri hastalıklara neden olan kan pıhtılaşma sorunlarda artış dikkati çekmektedir. Ayrıca 10 yıldan uzun kullanımlarda yumurtalık kanserinde risk artışına neden olduğunu gçsteren çalışmalar bulunmaktadır.

Günümüzde post menopozal hormon tedavisinin kullanımını kısa dönemli şikayetlerin rahatlatılması dışında gerektirecek çok az neden var gibi gözükmektedir. Meem kanseri riskinde ki artışın yanında kombine ya da östrojen hormon tedavileri kalp hastalıkları riskini, pıhtılaşma sorunlarını ve inmeleri de arttırmaktadır. Kolorektal kanseri ve kemik erimesini azaltsa da kar –zarar hesabı yapıldığında kullanmamak daha akıllıca görülmektedir. Özellikle kemik erimesi için daha etkili tedavi yöntemleri varken.

Östrojen tedavisi meme kanseri riskini arttırmasa da pıhtı oluşumu ve felç riskini arttırmaktadır.

Menopoz sonrası hormon tedavisi yapılıp yapılmayacağı hasta ve doktorun birlikte vermesi gereken bir karardır. Meme kanseri, felç, kalp hastalığı ve kemik erimesiyle ilgili diğer risk faktörleri göz önünde bulundurularak, şikayetlerin şiddeti de değerlendirilip kar zarar hesabı ona göre yapılmalıdır. Tedaviye karar verilirse mümkün olan en düşük dozada ve en kısa süreli tedavi planlanmalıdır.

Emzirme

Bazı çalışmalar emzirmenin. Özellikle 1,5-2 yıl sürdüğünde meme kanseri riskini hafifçe azalttığını göstermektedir. Ancak bu durum Amer,ka gibi bu sürelerde emzirmenin yağın olmadığı ülkerelerde araştırılması zor bir durumdur.

Emzirmenin meme kanseri riskine yaptığı düşünülen bu olumlu etkinin olası bir nedeni, emzirmenin yaşam boyu toplam adet dönemi (menstrüel siklus) sayısını-menstrüel siklusun geç başlaması ya da erken menopoza girmek gibi-azaltması olarak düşünülmektedir.

Alkol Tüketimi

Alkol kullanımı açık ve  net olarak meme kanseri riskini arttırmaktadır. Risk alkol tüketim miktarı arttıkça daha çok yükselmektedir. Alkol kullanmayanlarla karşılaştırıldığında günde 1 alkollü içecek tüketen bir bayanın meme kanseri riski hafifçe artmakta. Günde 2-5 alkollü içki tüketen kişinin meme kanseri riski yaklaşık1,5 kat artmaktadır. Fazla alkol tüketiminin birçok başka kanser türü için de risk artışına neden olduğu bilinmektedir.

Kilolu ya da şişman olmak(Obesite)

Menopoz sonrası kilolu ya da şişman olmak meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesi vücudunuzda üretilen östrojenin büyük kısmı yumurtalıklardan (overler), az bir kısmı da yağ dokunuz tarafından üretilmektedir. Menopoz sonrası (overler östrojen üretimini durdurduktan sonra)östrojenin çoğunluğu yağ dokusundan gelmektedir. Menopoz sonrası fazla yağ dokusu olması östrojen seviyenizin yükselmesine ve buna bağlı olarak meme kanseri riskinin artmasına neden olmaktadır. Kilolu ya da obes kişilerde insülin seviyesi genel olarak daha yüksektir. Yüksek insülin seviyelerinin meme kanseri de dahil olmak üzere bazı kanser tipleriyle ilişkisi gösterilmiştir.

Kilo ile meme kanseri arasında ki ilişki biraz karışıktır. Örneğin çocukluğundan beri şişman olan bir kadınla erişkinlik döneminde şişmanlamış kadın arasında fark vardır. Erişkin döneminde kilo almış kadınlarda meme kanseri riski artarken çocukluktan beri şişman olanlarda artmamaktadır. Bel çevresinde fazla yağ birikmesi aynı miktarda yağın kalçalarda ve bacaklarda birikmesinden daha risklidir. Araştırmacılar vücudun değişik yerlerinde ki yağ hücrelerinin farklı özelliklerinin bu durumu açıklayabileceğini düşünmektedir.

Fiziksel Aktivite

Kanıtlar eksersiz şeklinde ki fiziksel aktivitenin meme kanseri riskini azalttığı yönünde çoğalmaktadır. Esas sorun ne kadar eksersizin gerekli olacağıdır. Var olan tek çalışmada haftada 1-2 saatlik yürüyüşün meme kanseri riskini %18 oranında azalttığı bu miktarı 10 saate çıkartmanın fark yaratmadığı yolundadır.

Belirsiz Faktörler

Diyet ve vitamin kullanımı

Diyet ile meme kanseri arasında ki ilişkiyi belirlemek için birçok çalışma yapılmış ancak elde edilen sonuçlar şu ana kadar netlik kazanamamıştır. Bazı çalışmalar diyetin meme kanserinde rol oynayabileceğini bazı çalışmalar ise aralarında bir ilişki olduğuna dair bir kanıt bulunmadığını söylemektedir. Çalışmalar diyetteki yağ miktarına, meyve sebze tüketimine, et tüketimine odaklanmıştır. Meme kanseri ile direk olarak ilişkili bir bulgu bulunmamaktadır.

Çalışmalar aynı zamanda vitamin seviyelerine de bakmış ama gene yetersiz sonuçlara ulaşılmıştır. Bazı çalışmalar belirli bazı besinlerin alınmasının meme kanseri riskini arttırdığına işaret etse de şu ana kadar vitamin alımının meme kanseri riskini azalttığını ispatlayamamıştır. Sağlıklı beslenmenin önemi ortadır. Düşük yağlı, kırmızı et ve işlenmiş et miktarı düşük, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin sağlığımıza pozitif olarak yansıyacağı açıktır.

Birçok çalışmada, tipik yeme alışkanlığın az yağlı ve az oranda doymuş yağ içeren diyetler olduğu ülkelerde meme kanserinin daha az görüldüğü gösterilmiştir. Ancak Amerika’ da yapılan birçok çalışmada diyetteki yağ miktarının meme kanseriyle ilişkisi olduğu gösterilememiştir. Araştırmacılar bu açık anlaşmazlığın nasıl açıklanabileceği konusunda hem fikir değillerdir. Yapılan çalışmalar, kilo alımı, aktivite seviyeleri, diğer besin maddelerinin tüketilmesi ve genetik faktörler gibi birçok faktörden etkilenebilmektedir.

Meme kanseri riski ile tüketilen yağ tipi arasında ki ilişkiyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak kalorinin ve kilo alımının etkisi açıktır ve fazla yağ tüketmek fazla kalori almak demektir. Yüksek yağlı diyetler diğer kanser tiplerine ve özellikle belli bazı yağ çeşitlerinin tüketimi kalp hastalıkları riskine etki etmektedir.

Çevresel kimyasallar (karsinojenler)

Olası çevresel etkenlerin meme kanseri üzerine etkilerini inceleyen çok sayıda araştırma yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.

Çevresel etkenlerin özellikle östrojen benzeri etkiye sahip olanları dikkatle araştırılmaktadır. Örneğin; bazı plastik maddelerin içeriğinde, belirli kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde, böcek ilaçlarında (DDE gibi) bu tip maddeler bulunmaktadır. Bu araştırmaların sonuçları henüz teori aşamasındadır.

Bu konu toplumun büyük ilgisini çekmekle birlikte henüz meme kanseriyle olan ilişki netlik kazanmamıştır. Ne yazık ki bu tip konuların insan hayatı üzerine olan etkilerinin araştırılması zordur. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiği çok açıktır.

Sigara kullanımı

Uzun zamandır sigara içimiyle meme kanseri arasında bir ilişki gösterilememiştir. Son günlerde yapılan çalışmalarda uzun süreli yüksek oranda sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığı ortaya çıkartılmıştır. Bazı çalışmalar özellikle sigara tüketimine erken başlayan grupta riskin belirgin olarak arttığını göstermektedir. 2009 da yapılan bir çalışmada Kanser araştırmasıyla ilgili uluslararası bir kuruluş sigara içmenin meme kanseriyle olan ilişkisinin sınırlı olduğunu bildirmiştir.

Çalışmaların bir başka odağı pasif içicilerde meme kanseri riskinin artıp artmadığına ilişkindir. Aktif içicilik ile pasif içicilik arasında solunan kimyasallar açısından bir fark bulunmamaktadır. Bu kimyasallar yüksek konsantrasyonlarda deney hayvanlarında meme kanserine neden olmaktadır. Sigara dumanında bulunan kimyasal maddeler meme dokusunda ve sütte tespit edilebilmektedir.

Pasif içiciliğin insanlarda meme kanseriyle ilişkisi ise henüz sigara içiminin etkileri net olarak bilinmediği için açıklık kazanmamıştır.

2005 de ve 2006 da yayınlanan çalışmalarda pasif içiciliğin meme kanseriyle ilgili olabileceği ama bunun kesin olmadığı belirtilmiştir. Yine de bu olası ilişki pasif içicilikten uzak durmak için yeterlidir.

Geceleri Çalışmak

Geceleri çalışan kadınlarda ( gece vardiyasında çalışan hemşireler gibi) meme kanseri riskinin artmış olabileceği düşünülmektedir. Bu bulgu oldukça yeni çalışmaların ürünüdür ve destekleyen yeni çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar etkinin değişen melatonin seviyelerine bağlı olduğunu düşünmektedir. Diğer hormonlarla ilgili çalışmalar da devam etmektedir.

Antiperspirantlar(Koltuk altı ter önleyiciler):

İnternet e-mail dedikoduları, koltuk altı ter önleyici deodorantların ciltten emildiğini, lenf dolaşımına karıştığını ve memede zehirli maddelerin oluşmasına yol açarak meme kanserine neden olduğundan bahsetmektedir.

Var olan kanıtlar doğrultusunda (vücudumuzun nasıl çalıştığına yönelik bilgilerimiz dahilinde), koltuk altı deodorantlarının meme kanseriyle ilişkisinin eğer var ise de çok az olduğu doğrultusundadır. Bu konuda daha fazla bilgi için ‘Antiperspirantlar ve meme kanseri riski’ isimli makaleyi okuyabilirsiniz.

Sütyen

İnternet e-mail dedikoduları ve en azından bir kitap, sütyen kullanımının lenf dolaşımını engelleyerek meme kanserine neden olacağını öne sürmektedir. Bu iddia için bilimsel ya da klinik bir destek bulunmamaktadır. Sütyen kullanmayan kadınların daha ince yapılı, daha küçük memeli olmaları göz önünde bulundurulursa, daha aza meme dokusuna sahip olmalarından dolayı eğer meme kanseri açısından bir fark varsa nedenin bu olması çok daha fazla olasıdır.

Düşük yapma

İlaçla ya da kendiliğinden olan düşüklerin meme kanseri riskine etki ettiği yolundadır. Daha fazla bilgi için’Düşük yapmak ile meme kanseri ilişkili midir?’ isimli makaleyi okuyabilirsiniz.

Meme Estetiği (İmplantları, silikonu)

Meme implantlarının meme kanseriyle ilişkisi olmadığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Silikon temelli implantlar memede skar dokusu (yara izi gibi) oluşmasına neden olabilmektedir. İmplantlar mampgrafik incelemede meme dokusunun değerlendirilmesini oldukça zorlaştırmaktadır. Ancak implant yer değiştirme grafisi denilen ek bir filmle meme dokusunun daha iyi görülmesi sağlanabilmektedir.

Meme implantları lenfomanın ender bir tipi olan anaplastik büyük hücreli lenfomaya neden olabilir. Bu lenfoma meme implantlarının yakınında yer alan meme dokusunda ender olarak da olsa görülmüştür. Ancak yine de bu tip lenfomaları meme implantlarıyla ilişkilendirmek için çok az vaka bulunmaktadır.

{fcomment}

Kategori: M

Ersen Alp ÖZBALCI